Öfkeyi yenmenin çaresi

 
Sual: Tez öfkeleniyorum. Öfkelenmek dinimize aykırı mıdır? Aykırı ise çaresi nedir?
 
CEVAP
Öfkelenmek dinimize aykırı değildir. Bir hadis-i şerifte de,
(Mümin, tez kızar, tez barışır) buyuruldu. Fakat, (Mümin hiç kızmaz) buyurulmadı. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (İnsanların mizaçları farklıdır. Kimi geç kızar, öfkesi tez geçer. Kimi çabuk kızar, çabuk yatışır, bu ise kendisini telafi eder. Kimi de tez kızar geç yatışır. En iyisi, geç kızıp öfkesi çabuk geçendir. En kötüsü de, çabuk kızıp geç yatışandır.) [Tirmizi]
 
Öfkeyi yenmenin fazileti ile ilgili hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
 
(Öfkelenen, dilediğini yapmaya gücü yettiği halde, yumuşak davranırsa, Allahü teâlâ da onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur.) [İbni Ebiddünya]
(Kim Allah rızası için öfkesini yenerse, Allahü teâlâ da ondan azabını def eder.) [Taberani]
(Öfkelenen sussun.) [Buhari]
(Öfkeli iken karar vermeyin.) [Buhari]
(Öfkeli davranan kimseye, yumuşaklık göstereni Allahü teâlâ sever.) [İ. Asakir]
(Öfkesini yenen, Cennete kavuşur.) [Taberani]
(Öfkesini yeneni, Allahü teâlâ korur ve düşmanını ona boyun eğdirir.) [Buhari]
(Öfke şeytandandır. Şeytan ateşten yaratıldı. Ateş su ile söndürülür. Öfkelenen abdest alsın!) [Ebu Davud]
(Öfkelenince oturun, öfkeniz geçmezse yatın!) [Ebu Davud]
(Yiğit, pehlivan, hasmını [rakibini] yenen değil, öfkesini yenendir.) [Buhari]
(Öfkelenmek, kızmak, imanı bozar.) [Beyheki]

İnsan, genelde öfkelendiği zaman, ne söylediğini bilmez. Küfre sebep olan söz de söyleyebilir, böylece imanını bozabilir.

Bir kimse Resulullah efendimizden nasihat istedi
, (Kızma, sinirlenme) buyurdu. Birkaç yönden gelip, birkaç kere sordu, hepsine de (Kızma, sinirlenme) buyurdu. (Buhari)

Kibir ve ucbu yok eden, öfkesine hâkim olur. Peygamber efendimizin bildirdiği,
(Allahümmağfirli-zenbî ve ezhib gayza kalbî ve ecirnî mineşşeytan) duasını okuyan öfkesini yener. (İbni Sünni)

Allahü teâlâ, iyileri şöyle övüyor:
(Onlar, bollukta da, darlıkta da infak eder, öfkelerini yener, insanları affederler.) [Al-i İmran 134]
 
  
Cennet nimetleri
 
Sual: Cennette en aşağı derecede olana da, en yüksek derecedeki gibi çok nimet verilecek mi?
 
CEVAP
Derece farkı elbette olacak ama, en aşağı derecedeki bile, akla hayale gelmeyecek nimetlere kavuşacaktır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cennetin en aşağı derecesinde olan kişiye, “Ne istersen iste” denecek. O da, hatırından ne geçiyorsa hepsini isteyecek. Ona, “Her istediğinin iki katı sana verilecektir” denecek.) [Müslim] 

Bana bir tokat vurana bir ceviz, iki tokat vurana iki ceviz

 
Bâyezîd-i Bistâmî’ye “kuddise sirruh” bir gün bir kimse gelip; Efendim! Ben otuz senedir, gündüzleri oruç tutup, geceleri namâz kılıyorum. Ama, kendimde hiç bir ilerleme göremiyorum. Hâlbuki itikâdım da düzgündür, dedi. Sultân-ül-Ârifîn; Sen bu hâlde üç yüz sene dahâ devâm etsen bir şeye kavuşamazsın. Çünkü nefs engelin var, buyurdu. O kimse; Efendim! Bunun bir çâresi yok mu, diye sordu. Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri: Var ama sen kabûl etmezsin, buyurdu. O kimse ısrâr edip; Aman efendim, lütfen bildiriniz ve beni talebeliğe kabûl ediniz. Ne emir ederseniz yaparım, dedi. Sultân-ül-Ârifîn buyurdu ki: Öyle ise şimdi evine git. Bu kıymetli elbiseleri çıkarıp, âdî ve eski bir elbise giy. Boynuna bir torba asıp içine ceviz doldur. Seni en iyi tanıyanların bulundukları sokağa git. Çocukları başına topla, (Bana bir tokat vurana bir ceviz, iki tokat vurana iki ceviz veriyorum) diye söyle. O kimse bunları duyunca; Sübhânallah, Lâ ilâhe illallah. Ben bunları yapamayacağım. Bana başka bir şey emir etseniz.” dedi. Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri; Senin ilâcın ancak budur ve biz de başdan; Sen bunları kabûl etmezsin, diye söylemiştik. Yolumuzun esâsı nefsi terbiye etmektir, buyurdu.
 
Bâyezîd-i Bistâmî “kuddise sirruh” hazretleri bir gün yolda giderken, yanından geçen bir köpeği gördü. Köpeğe değip necâset bulaşmasın diye eteklerini topladı. O anda köpek dile gelip, şöyle dedi: Benden sana bulaşacak kir, üç defa yıkamakla temiz olur. Ama senin nefsindeki kibir kiri yedi deryâda yıkansa temiz olmaz. Bunun üzerine Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri, köpeğe; Senin dışın pis, benim ise içim. Gel berâber olalım da belki birbirimize fâidemiz olur, dedi. Köpek de; Sen benimle yoldaş ve arkadaş olamazsın. Zîrâ halk beni horlar, sana tazim eder. Beni gören taşlar, seni gören ise iltifâta başlar ve Ârifler sultânına selâm olsun! der. Benim yarına yiyecek bir kemiğim bile yok, ama senin bir ambar buğdayın var, cevabını verdi. Bâyezîd-i Bistâmî “kuddise sirruh” bu cevaptan kederlendi, bir köpeğin yol arkadaşı olmaya bile lâyık değilim, diye, üzüldü.
 
Bir gün bazı kimseler, Bâyezîdin “kuddise sirruh” huzûruna gelip, yağmur yağması için duâ etmesini talep etmişlerdi. Bâyezîd hazretleri mübârek başını eğip, bir miktâr duâ ettikten sonra; Gidiniz, damlarınızın oluklarını kontrol ediniz, buyurdu. Ondan sonra bir gün boyunca durmadan yağmur yağdı.
 
Bulunduğunuz bu derecelere nasıl kavuştunuz diye Bâyezîde sordular. Cevabında, her yerde Allahü teâlâ’nın gördüğünü ve bildiğini düşünüp, edebe riâyet etmekle kavuştum, buyurdu.
 
Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri bir defasında bir imâmın arkasında namâz kıldı. Namâzdan sonra, o imâm, Hazret-i Bâyezîde; “Siz bir yerde çalışıp para kazanmıyorsunuz. Başkalarından da bir şey istemiyorsunuz. O hâlde siz, nafakanızı nereden te’mîn ediyorsunuz?” dedi. Hazret-i Bâyezîd bunu duyunca; “Ben hemen namâzımı iâde edeyim. Zîrâ rızkları kimin verdiğini bilmeyen birinin arkasında namâz kılmışım, bu ise câiz değildir,” buyurdu.
 
Bâyezîd-i Bistâmî bir gün, talebeleri ile birlikte, gâyet dar bir sokaktan geçiyorlardı. Hazret-i Bâyezîd, karşıdan bir köpeğin gelmekte olduğunu gördü ve geri çekilip köpeğe yol verdi. Talebelerinden birinin hâtırına şöyle geldi: İnsanoğlu hayvanlardan şereflidir. Hem bizim üstâdımız, Sultân-ül-Ârifîn’dir. Hem de etrâfındakiler onun, her biri çok kıymetli sâdık talebeleridir. Bütün bunlara rağmen, üstâdımız bu köpeğe yol vermesinin hikmeti acabâ nedir? Bunun üzerine Hazret-i Bâyezîd buyurdu ki: Şu köpek, hâl lisânı ile bana dedi ki; Sana Sultân-ül Ârifîn olmak hil’atini ve bana da köpeklik postunu giydirdiler. Bunun tersi de olabilirdi. Bunun üzerine ben ona yol verdim.

Atasözünde çelişki aramak

 
Sual: Aşağıdaki atasözleri çelişkili değil mi?

CEVAP

Atasözlerinde çelişki olmaz. Onların doğruluğu, her asırda onaylanmıştır. Açıklamaları şöyledir:

1- Damlaya damlaya göl olur // Taşıma suyla değirmen dönmez.

AÇIKLAMA

Birinci söz, (Azar azar biriktirirsek, zamanla bu çoğalır, büyük şeyler, küçük birikimlerden meydana gelir) demektir. Tasarruf etmek tavsiye ediliyor. İkinci atasözünün bununla bir ilgisi yok. (Küçük imkânlarla büyük işler çevrilmez) demektir. Bunun gibi, (Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz) denir. Elden gelen öğün olabilir, vaktinde de bulunabilir; ama bu her zaman olmaz. Onun için, elden gelecek diye hazırlıksız olmak, yemek hazırlamamak yanlıştır. Bu iki sözde çelişki yoktur.

2- İyi insan lafının üstüne gelir // İti an çomağı hazırla.

AÇIKLAMA

İyi insan da, kötü insan da lafının üzerine gelebilir. Mesela, terbiyeli evlat, buyurmadan iyi işler yapar. Terbiyesiz çocuk da, kötü işler yapar. İyi iş yapan evlat övülür. Leb demeden leblebiyi anlayıp yapmak, ne kadar iyidir. Bunun için, (Buyurmadan tutan evlat, çağırmadan kalkan avrat, tepmeden yürüyen at…) diye övülmüştür; ama ana babaya danışmadan yanlış bir iş yapılınca, neticesi kötü olabilir. Bunun için, (Buyrulmadık yumuşu [işi] puşt [terbiyesiz] oğlan tutar) derler. Yukarıdaki iki atasözü de böyledir. Yani buyrulmadık işi yapmak, yerine göre iyi, yerine göre kötü oluyor. İyi kimse de anılınca gelebilir, kötü kimse de…

3- Fazla mal göz çıkarmaz // Azıcık aşım ağrısız başım. 

AÇIKLAMA

Birinci söz, (Kullanmasını bilene, fazla mal zarar vermez. Fazla diye atmamalı, saklamalı. Zamanı gelir işe yarar) demektir. (Sakla sarı samanı, gelir onun zamanı) da demişlerdir. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. İşler çok olursa, her birine ulaşılamayacağı için bir sıkıntı çıkabilir demektir. Onun için, (Az olsun temiz olsun) denir.

4- Fazla mal göz çıkarmaz // Azı karar çoğu zarar.

AÇIKLAMA

Birinci söz, üçüncü maddede açıklanıyordu. İkinci sözdeki çoğu zarar ifadesinin malla bir ilgisi yoktur, aşırı olan şeyler zararlı demektir. Çok konuşmak, çok gülmek, çok yiyip içmek gibi şeyler için söylenmiştir. Bunların çoğunun zararlı olduğuna da, hiç kimse itiraz etmez. 

5- Eski dost düşman olmaz // Güvenme dostuna, saman doldurur postuna.

AÇIKLAMA

Eski dost düşman olmaz demek, huyunu suyunu bildiğimiz, bizim niyetimizi bilen kimseler genelde vefalı olur, bizim bazı hatalarımızı görmezler, onlardan bize zarar gelmez anlamındadır. İkinci atasözünün bununla bir ilgisi yoktur. Her konuştuğun kişiye güvenme, hemen sır verme, başkasına söyleyebilir demektir. (Dostun da dostu vardır, o da söyler dostuna) derler. Öyleyse, sırrımızı saklamasını bilelim, dostumuza güvenip de yola çıkmayalım demektir.(Devamı var)

« Daha eski yazılar

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.